Aslında herşey blogların ortaya çıkmasıyla başladı. Çocukluğunda günlük tutmamış bir adama, kendini ifade edebilmesi için milyonlarca kişiye ulaşma şansı olan bir ortam yaratılıverdi. Yaz gitsin, okuyan okur, yorumlayan yorumlar ve ben söylediğimi söylemiş olurum…
Evet aynen bu düşünceye uyuz oldum.
Sonra iş daha da azıttı. Bloglarıyla popüler olanları görünce insanlar da “ne var bunda, ben de yazarım” triplerine girerek birbirinin kopyası onlarca çöp yazı oluşturuverdi. Tarz aynı, temalar aynı…
İşte beni daha da uyuz eden durum da böyle başladı.
Artık herkesin bir blogu var ve herkes bir radyo ya da televizyon gibi kendi yayın organına sahip. Daha basit ifadesiyle “ağzı olan konuşuyor!”
E iyi güzel, herşeyi anladım da… Şu “dünyaları ben yarattım” havaları neden? Her blogda bir eleştirel yaklaşım, bir sızlanma, bir çok bilmişlik…
Aslında ironik olan şey benim de bunları yazmaya ihtiyaç duymamın sebebi benzer sızlanışlar. Blog olayına bu kadar soğuk olup bu olayı düzeltmek için yine bir (mikro) blog açmak…
Ama bir nüans var. Benim derdim “kimse blog yazmasın” değil. Yazanlar düzgün yazsın. Türkçe yazmayı becerebilsin (o cümlelerde v yerine w, k yerine q yazanların boyu devrilsin e mi?).
Ha bu arada, bu satırlarda paylamalardan en çok nasibini alanlar da yazdıklarıyla popüler olmaya başladıktan sonra havalara girip çok bilmişlik yapanlar olacak. Sade olun biraz. Basit düşünün…
Kimseyi kırayım, hakaret edeyim veya “bay doğru” gibi yol göstereyim diye bir misyonum yok. Ama teknoloji, internet, bilişim ve özellikle de web yayıncılığı üzerine yanlış gördüklerimi ve belki de zaman zaman aşırı sert eleştirilerimi buralardan okuyacaksınız.
Bakalım kim neyi ne kadar yapıyor, kimler nerelere ne şekilde gelmiş, kimlerin kimlerle bağlantısı var ve hayat insanları nasıl değiştiriyor…
V.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder