21 Ağustos 2008 Perşembe

İnternete girişenler #2


Onu önceleri Radikal ile tanıdım. Ardından televizyonda çeşitli programlarda boy gösterdi. Ses tonunun Kadir Çöpdemir ile inanılmaz benzerliğiyle beni şaşırtan Serdar Kuzuloğlu da bu camiaya öyle veya böyle iyi yönde katkısı bulunan kişilerden birisi.

İlgilenenler bu ismi Televidyon.com ve Yahoyt.com ile daha çok duymaya da başladı. Televidyon teknoloji odaklı video içerik sitesi. Yahoyt ise bunun yazılı şeysi... Neysi? Orasını tam tanımlayamıyorum işte...

İlk başlarda düşünce olarak güzel gelmişti. Nitekim Kuzuloğlu'nun neşeli kişiliğinin siteye yansıması da söz konusuydu. Ama Yahoyt bi' acaip haller almaya başladı. Bugün aynı kelimeleri bir arkadaşımdan duydum, aynen ileteyim (nitekim katılıyorum)...

Artık esprili ve keyifli yazıların yerini yılışıklık almaya başladı. Yani her haber, her mesaj içerisinde mutlaka "bizde espri zekası" var şeklinde bir pırıltı gösterme ihtiyacı, bir zorlama ve artık yavan hale gelmeye başlayan bir içerik sunum şekli... Bu oluşum içerisinde de Kuzuloğlu iyiden iyiye ön plana çıkıyor.

Öte yandan Webrazzi de Televidyon çatısı altında videolarını hazırlayıp sunuyor. Televidyon ve Yahoyt için de çoğunuzun duymadığı bir isim var arka planda. Cnet ismini Mynet'e getiren ve belki de organik bir bağı bulunan Şükrü Andaç ismi bu aralar kulislerde fazlaca dolanmaya başladı. İnsan ister istemez acaba gizliden gizliye bu adam sanal yayın imparatorluğu filan mı kuruyor diye kıllanıyor.

Kimsin abicim sen? Nedir olayın?

V.

17 Ağustos 2008 Pazar

İnternete girişenler #1


Uzunca bir süredir yazmak istediğim bir güruh bu internete girişenler (ya da bilinen isimleriyle internet girişimcileri).

Ersan Özer'le başlayan ve uzayıp giden bu isim listesinde de acaip durumlar oluşmaya başladı. Ara ara aklıma geldikçe gelişmeleri ve enteresan bağlantıları yazarım.

Bir projeyle parayı bularak (bir kısım insanlar bunu sonradan görmeler olarak da telaffuz edebiliyor) sonra yaptığı her işte internetin uzmanı, kanun koyucusu, vazgeçilmezi görülenler, fikrim var ama zikrim yok diyenlerin anlamsızca idol yerine koyduğu kişilikler...

Başarı hikayelerini duysanız "bu mu lan başarı?" diye sorarsınız. Ha şimdi bakınca iş adamı kılığına bürünüp toplantıdan toplantıya koşanlar, konferanslarda, videolarda orada burada ona buna akıl verenler... Bu bana Fatih Terim'in Galatasaray başındaki başarılarından sonra İtalya'ya gidip bi halt yiyememesini anımsatıyor. Hikaye özünde aynı.

Neyse işte. Bazen kendimi Şahan'ın skeçlerindeki Berkut gibi hissediyorum. MahsunİboÖzcanAlişan ! benimle polemiğine girmeyin.

Bu arada Ersancım, Spiderman'i aldatmışsın gördüğüm kadarıyla. Ofisinde camın kenarında boynu bükük kalmış çocuğun... Süper kahraman ve sanal kahraman arasındaki "ince kırmızı hat"...

Benden sana tavsiye, sigarayı bırak, sabahın körlerine kadar ayakta durma, internette onun bunun bloguna gece 4'te yorumlar yazacağına hayatı yaşa biraz. 40 yaşına geldin... Gittigidiyorcular devirmiş yatıyor, sen sabahlara kadar tırmalıyorsun.

Videolara verdiğin röportajlara ayrıca değineceğim. Madalyayı da fazla fazla hakkettin. Artık masaüstüne arka plan yaparsın...

V.

Güneş tutulması


Galiba benim gibi düşünenler çoğalmaya başladı. Bir süredir orada burada eş dostla konuşurken yaptığımız muhabbeti yazıya döküp "biraz" desteksiz sallayanları mercek altına alalım dedik. Bir baktım "Güneş" muhabbeti almış yürümüş.

Olay şu;

Blog yazmaya başlayıp sonradan havalara girenler halkasından bir arkadaşa sinir olarak, onun yazdığı her blog girişine sallamaya başlayan bir diğer arkadaş... Birisi popüler olmanın şımarıklığı, ötekisi sinir olmanın dayanılmaz hafifliği şeklinde birbirine girmiş iki ayrı sanal hayat.

Sayfası biraz kullanıcı görmeye başlayınca böbürlenen birisine karşı yapılabilecek en komik protestolardan birisi aslında. Haklı mı? sonuna kadar... Hakaret edilmediği sürece problem yok.

"Sağda solda" konuşulana göre Süleyman Sönmez blog yazmayı bırakmış. Girdim baktım, ana sayfadaki son yazı 4 Ağustos'ta yazılmış, bugün ayın 17'si. Vay anasını...

Yaptıklarıyla ve yazdıklarıyla takdiri hakketmiş yine de. Kendisine ödülü esirgememeli.


(Ha bu arada bundan sonra da böyle arkadaşlar için özenle madalya hazırlayıp sunacağım. Haberleri ola.)

Süleyman gel yaz, küsme hemen ya.

V.

14 Ağustos 2008 Perşembe

Webrazzi'ye neler oluyor?

Şimdi ilk konuyu bu blogun üzerine açınca onlara kafayı takıp koşarak bu blogu açtım sanılmasın. Uzunca bir süredir takip ettiğim bloglardan birisi webrazzi. Arda Kutsal'ın hazırladığı, web 2.0 ve internet girişimciliği odaklı yazıları özellikle de web yayıncılığına meraklı olan kitle yakından takip ediyor.

Ama özellikle son dönemde (video olayını da blogun içine monte etmesinden hemen sonra) sitede bazı şeyler canımı sıkmaya başladı. Olayları biraz deşince de arka planda enteresan bağlantılar olduğunu gördüm. Bu bağlantıları ilerleyen günlerde irdeleriz.

Arda bugüne kadar yerli ve yabancı onlarca web girişimi hakkında bilgilendirici yazılar yazdı. Kendi çabalarıyla bir yere getirip adam ettiği Webrazzi, Türkiye'de adı bir şekilde duyulmuş ve "web uzmanı" (ya da gurusu diyelim) olarak görülen/kabul edilen kişiler (onlara da başka yazıda değiniriz) tarafından da takip edilmeye başlanmıştı.

Sonra ne mi oldu?



Popülaritenin getirdiği çocuksu şımarıklığa bürünen mesajlar yazılmaya başlandı. Google Türkçe haber servisi açınca Webrazzi'ye yer vermemiş... Adama "sen kimsin?" diye sorarlar. Google nere, Webrazzi nere?

Ne..? Birisi şaka mı dedi?

Bu gördüğüm tek yanlışı değil. Yozlaşma zincirinin son halkası sadece. Şaka bile olsa itici ve ukalaca...

V.

Blog alemi ve Vendetta

Aslında herşey blogların ortaya çıkmasıyla başladı. Çocukluğunda günlük tutmamış bir adama, kendini ifade edebilmesi için milyonlarca kişiye ulaşma şansı olan bir ortam yaratılıverdi. Yaz gitsin, okuyan okur, yorumlayan yorumlar ve ben söylediğimi söylemiş olurum…

Evet aynen bu düşünceye uyuz oldum.

Sonra iş daha da azıttı. Bloglarıyla popüler olanları görünce insanlar da “ne var bunda, ben de yazarım” triplerine girerek birbirinin kopyası onlarca çöp yazı oluşturuverdi. Tarz aynı, temalar aynı…

İşte beni daha da uyuz eden durum da böyle başladı.

Artık herkesin bir blogu var ve herkes bir radyo ya da televizyon gibi kendi yayın organına sahip. Daha basit ifadesiyle “ağzı olan konuşuyor!

E iyi güzel, herşeyi anladım da… Şu “dünyaları ben yarattım” havaları neden? Her blogda bir eleştirel yaklaşım, bir sızlanma, bir çok bilmişlik…

Aslında ironik olan şey benim de bunları yazmaya ihtiyaç duymamın sebebi benzer sızlanışlar. Blog olayına bu kadar soğuk olup bu olayı düzeltmek için yine bir (mikro) blog açmak…

Ama bir nüans var. Benim derdim “kimse blog yazmasın” değil. Yazanlar düzgün yazsın. Türkçe yazmayı becerebilsin (o cümlelerde v yerine w, k yerine q yazanların boyu devrilsin e mi?).

Ha bu arada, bu satırlarda paylamalardan en çok nasibini alanlar da yazdıklarıyla popüler olmaya başladıktan sonra havalara girip çok bilmişlik yapanlar olacak. Sade olun biraz. Basit düşünün…

Kimseyi kırayım, hakaret edeyim veya “bay doğru” gibi yol göstereyim diye bir misyonum yok. Ama teknoloji, internet, bilişim ve özellikle de web yayıncılığı üzerine yanlış gördüklerimi ve belki de zaman zaman aşırı sert eleştirilerimi buralardan okuyacaksınız.

Bakalım kim neyi ne kadar yapıyor, kimler nerelere ne şekilde gelmiş, kimlerin kimlerle bağlantısı var ve hayat insanları nasıl değiştiriyor…

V.

Remember remember the 5th of November

Ama aslında kimdi o?

Nasıl biriydi?

Bize adamın kendisini değil, savunduğu fikri unutmamamız söylendi.
Çünkü bir insan başarısız olabilir. Yakalanabilir, öldürülebilir ve unutulabilir.

Ama bir fikir 400 yıl sonra bile, dünyayı değiştirebilir…